|
Ki̇mi̇
zaman
“yapılanı eleşti̇rmekle oyalanmanın anlamsızlığı” üzeri̇ne düşünceler
Bir şeyin
eğrisini-doğrusunu ortaya çıkarmada en iyi yöntem onu eleştiriye açık
tutmaktır değil mi?
Bu soruya olabildiğince tarafsız bir yanıt vermeye çalışanlar “şüphesiz
öyledir” diyecektir.
İyi, güzel ama dikkat ettinizse bizde bir şeye “aman ne güzel” diyenler
“eleştirenlere” göre daha fazla kabul görür de diğerleri yani bir eylem
ya da işlemin yanlış taraflarını ileri sürenlere haklı bile olsalar pek
olumlu bakılmaz.
Bu nedenledir ki; çoğu eleştirenlerin her olası tepkiye karşı kendini
koruma amaçlı bir girizgah yaptığını görürüz “Bu şimdi yapacağım, olumlu
bir eleştiridir” denir.
Neden böyledir diye düşündünüz mü hiç?
Acaba eleştiri denen eylemin temelinde her zaman katı ve maksatlı bir
“karşıtlık” mı sezilir? Yoksa “aman yanlışlarımızı açık etme, ucu bize
dokunur” endişesi mi duyulur?
Ama ne olursa olsun, bizde “eleştiride" bulunanlar çok hoş
karşılanmazlar.
Peki ya “eleştirenler” cephesinde durum ne?
Eleştiri ile etrafa yayılmak istenen, profesyonel bir tavırla “en iyi
ben bilirim” havası mı?
Yoksa bütün iyi niyetlerle “yapılan bir yanlışı düzeltme gayreti” mi?
Ve... O ya da bu güdüye karşılık “yapılması yararlı görülen” bir iş
midir “eleştiri”?
Yani sonuçta “eleştiride bulunma” her zaman anlamlı bir iş sayılabilir
mi?
*
Baştan söyleyelim: Pek anlamlı bir iş sayılmaz düşüncesindeyiz.
Neden mi?
Konfücyüs: "Birine bir şeyi anlatmak istiyorsan, anlamaya niyeti olup
olmadığına bak."
Nietzsche: "Bir insanın duyabileceği en zor söz, duymak istemediği
şeydir." diyor mesela...
Bu sözlerin sahiplerinin de anlatmak istediği gibi; eğer karşınızdaki ve
onun etrafındakiler bir konuda doğru ve haklıyı aramak yerine “ben ne
dersem doğru odur” havasındaysa yani daha işin temelinde böyle bir
düşüncesi varsa siz böyle bir durumda alınan kararların, yapılan
işlemlerin herhangi bir detayını alıp kendi uzmanlığınızla tutar işin
doğrusunu ortaya koyabilir, dediğinizi kabul ettirebilir misiniz?
O iyi niyetli çıkışınız sonuçta tam tersi bir tepki ile sizi
söylediğinize de söyleyeceğinize de pişman ettirip “Peki ben bu işi niye
yaptım ki?” dedirtmez mi kendinize?
Haydi “ben sorumluluk sahibiyim, benimsenmese de söylerim ve sonucunu
zaten tahmin ediyordum” deyip şahsen durumu kabullendiniz ama ya topluma
karşı duyduğunuz sorumlulukta aslında yapmanız gerekirken yapamadığınız,
noksan bıraktığınız taraflar?
“Hani boş durmayıp boşa çalışmak” diye bir söz vardır ya...
*
Hadi “gelişmekte olan” diyelim ama aslında henüz “gelişmişler arasında
sayılmayan” ülkelerde ne yazık ki aydınların, konusunda yetişmişlerin
böyle ikircikli bir durumu var.
Mutlaka bir şeyler yapmak istiyor, çabalıyor, belki dışlanacağını da
biliyor ama bizce çoğu zaman o yanlış gördüklerini daha en başından, en
temelinden ele alıp karşı çıkmak yerine işin teferruatındaki
çelişkilerle, o aslında tümden yanlış olanın kendi içindeki
tutarsızlıklarla ilgilenip asıl yapması gerekeni gündemine almıyor.
Nedir bu mesela?
Diyelim ki ekonomide aslında hiç tutar tarafı olmayan, sonu pek hoş
karşılanmayacak bir “düzen” ileri sürülüyor ve bu işin kademe kademe bir
sürü alt uygulaması var. Örneğin: Alınan politik karar yanlış, bu kararı
yürürlüğe koyan kanun yanlış, o kanunla ilgili olarak çıkarılan
tebliğler yanlış, tebliğe dayanan sirküler yanlış, bunu uygulayan
idareci yanlış yapıyor falan filan...
İşte bu durumda çıkıyor ve yapılan uygulamanın ya da yayınlanan
tebliğin, sirkülerin yanlışlığı üzerine uzmanlığınızı konuşturuyor ve
eleştiriyorsunuz.
Neyi değiştirebilirsiniz?
Tabii ki o safhada karşı karşıya geldiğiniz muhatabınızın ilgi alanına
bile giremiyorsunuz.
Çünkü o yanlışın ilk çıkış noktasını hedef almamıştınız, etrafında
geziyorsunuz.
*
Dolayısıyla, temelinde yanlış olanın teferruatını tartışıp o safhadaki
yanlış ne düzeltebilmek ve ne de sonuç almak mümkün. Yapılsa yapılsa,
temelinde yanlış olan bir kuralın uygulamada karşılaşılacak iç
çelişkilerini tartışır ve en fazla o temel yanlışın kendi içerisinde
daha tutarlı olarak sürdürülmesine katkıda bulunmuş olursunuz.
Hani adam aslında yanlış istikamette yol alırken ona trafiğin sağdan
akması gerektiğini söyleyip neden sol kaldırımdan ilerlediğini tartışıp
eleştirmek gibi.
*
Peki ne yapmalı?
Bize göre temelinde yanlış olanın teferruattaki yanlışları üzerinde
durmak çok açıkça kaynak israfıdır.
Doğruyu bulmak, eleştiriyi bu yolda kullanmak için yapılacak olan, o
konuyu “temelinden” ele almaktır.
Doğaldır ki bu temel konular eleştiriyle düzeltilemeyecek ölçüde
“farklı” ve çoğu zaman “maksatlı” tercihler olduğu için, kendini bu
konuda yetiştirmiş ve bir şeyler yapmaya istekli görenlerin yapacakları,
o eleştirdikleri temel yanlışı ufak tefek düzeltmelerle ömrünü uzatmaya
çalışmak yerine daha doğru olduğunu düşündükleri temel tercihler üzerine
yeni model çalışmaları yapmak, alternatifler üretmektir.
Örneğin dere yatağına yapılmış binanın damının akıyor, sıvası dökülüyor
ama siz bunun nasıl düzeleceğini tartışıyorsunuz.
Örneğin Vergi sisteminde pek çok kanun istenen sonucu vermiyor,
adaletsiz, hukuku rafa kaldırıyor, üretimi kasıyor, ekonomi batıyor;
işte bu durumlarda bırakalım falan ya da filan tebliği, kararnameyi bir
kenara. Yapacaksa; ekonomiden, hukuktan yola çıkarak önerilecek vergi
sistemini bunun altına kurmalı.
Çünkü bu örnekte; vergi düzeni tepede, hukuk ve ekonomi onun altında
olduğu zaman siz neyi eleştirecek olsanız, o eleştirilerle neyi
düzeltmeye gayret sarf etseniz tuttuğunuz elinizde kalacak, sonuç asla
değişmeyecek demektir.
Galiba birilerinin sürekli patlayan lastiğini yamamakla uğraşmaktansa
bir gün mutlaka masaya gelecek olan "yeni"yi aramak en iyisi.
Zaten size umut bağlayanlar da “Eleştiriyi bırak, işin o tarafını
biliyoruz; Sen ne yapılması gerektiğini öner!” demezler mi?

|
|